Ruh Sağlığının Karanlık Tarihi: Cadı Avlarından Psikoterapiye
- Mina Buse Uzun
- 1 Eki
- 3 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 2 Eki
Ruh sağlığı bugün bilimsel temelde ele alınıyor. Depresyon, anksiyete, travma ya da bipolar bozukluk dediğimiz şeylerin geçmişte çoğu zaman farklı isimleri vardı: “melankoli”, “şeytan musallatı”, “cin çarpması”, “cadılık”… İnsanlığın bu yolculuğu aslında bilgisizlikten bilime, cezalandırmadan iyileştirmeye doğru bir dönüşümün hikâyesi.

Antik Yunan’dan Orta Çağ’a: Dört Sıvı Kuramı
Psikoloji tarihinin en eski açıklamalarından biri Hipokrat’ın dört sıvı (humoral) kuramıdır (M.Ö. 400 civarı). Hipokrat’a göre insan bedeninde dört temel sıvı bulunuyordu:
Kan (sanguis) → Neşeli, enerjik kişilik
Balgam (phlegma) → Sakin, durağan kişilik
Kara safra (melaina chole) → Üzgün, karamsar kişilik (bugünkü “melankoli”)
Sarı safra (xanthe chole) → Öfkeli, dürtüsel kişilik
Bu sıvıların dengesi bozulduğunda kişi hasta olurdu; yalnız bedenen değil, ruhen de. Yani depresyon kara safra fazlalığı, anksiyete ise bazen safra dengesizlikleriyle açıklanıyordu. Bu teori 19. yüzyıla kadar Avrupa’da geçerliliğini sürdürdü ve Orta Çağ boyunca ruhsal sorunları anlamlandırmak için temel dayanak oldu.
Orta Çağ’da Ruh ve Beden
M.S. 500’lerde ve sonrasında, Avrupa’da ruhsal sorunlar çoğunlukla dini çerçevede açıklanıyordu. Biri kaygı, depresyon ya da travma belirtileri gösterdiğinde bunun nedeni şeytan ya da kötü ruh olarak görülüyordu.
Tedavi yöntemleri: Dua, kutsal su, büyü bozma ritüelleri, muska taşımak.
Sert uygulamalar: Aç bırakma, zincire vurma, hatta toplumdan dışlama.
Buna karşılık aynı dönemlerde İslam dünyasında daha insancıl bir yaklaşım vardı. İbn Sina ve El-Razi, melankoli ve ruhsal sorunları tıbbi olarak ele aldılar. Darüşşifalarda müzikle terapi, su sesiyle gevşeme gibi yöntemler kullanıldı. Bu, dönemine göre oldukça ilericiydi.

Cadı Avları: En Karanlık Sayfa
15.–17. yüzyıllarda Avrupa’da cadı avları başladı. O dönemde depresyon, halüsinasyon, epilepsi ya da manik davranışlar sergileyen insanlar “cadı” ya da “şeytanla işbirliği yapan” diye yaftalanıyordu.
Özellikle kadınlar hedef alındı. Yalnız yaşayan, norm dışı davranan ya da farklı görünen kadınların cadı olduğu düşünülüyordu.
Binlerce kişi işkence gördü, yakıldı ya da toplumdan tamamen dışlandı.
Bugün “psikiyatrik tablo” olarak tanımlayacağımız davranışlar, o dönemde ölüm sebebiydi.
Akıl Hastaneleri ve Zincirler
18 ve 19. yüzyılda Avrupa’da ilk akıl hastaneleri kuruldu. Ancak koşullar oldukça ağırdı:
İnsanlar kalabalık koğuşlara kapatılıyor, zincirleniyor, bazen sadece “toplumdan izole edilmek” için tutuluyordu. Burada amaç iyileştirmekten çok “göz önünden uzaklaştırmaktı”.
Tam da bu dönemleri anlamak için bugün filmlere bakabiliyoruz. Mesela “Shutter Island” (2010) filminde akıl hastanesindeki deneyler, lobotomi gibi sert tedaviler ve izolasyonun nasıl travmatik olduğunu görebiliriz. Yine “One Flew Over the Cuckoo’s Nest / Guguk Kuşu” (1975) filmi, psikiyatri tarihindeki baskıcı ve cezalandırıcı yöntemleri dramatik şekilde anlatır. Bu yapımlar bize tarihin soğuk gerçeğini sinema diliyle gösteriyor.
Zincirleri Kıranlar
Aynı yüzyıllarda Philippe Pinel gibi öncüler çıktı. 1790’larda Pinel, Paris’teki akıl hastanesinde zincirli hastaların zincirlerini çözdü ve insancıl bir tedavi anlayışını savundu. Bu adım, modern psikiyatriye giden yolun ilk işaretlerindendi.

Freud ve “Konuşma Tedavisi”
19. yüzyılın sonlarında Freud sahneye çıktı. Freud, “psikanaliz” adını verdiği yöntemle, ruhsal sıkıntıların bilinçdışından kaynaklandığını öne sürdü. Serbest çağrışım, rüya analizi ve konuşma yoluyla iyileşme fikrini sistemleştirdi. İşte bu, modern psikoterapinin temeli oldu.
Bugün: Bilimin Işığında Ruh Sağlığı
Bugün artık biliyoruz ki:
Ruhsal hastalıklar suç değil, günah değil, cadılık değil.
Depresyon, travma, bipolar bozukluk gibi durumlar, biyolojik, psikolojik ve sosyal etkenlerin birleşimiyle ortaya çıkıyor.
Bilim sayesinde hem ilaçlar hem de psikoterapi yöntemleriyle bu sorunlar tedavi edilebiliyor.
🎬 Daha Fazla Görmek İsteyenlere:
Shutter Island (2010) – Akıl hastanelerinin sert uygulamalarına dair çarpıcı bir bakış.
One Flew Over the Cuckoo’s Nest (1975) – Psikiyatri tarihindeki baskıcı uygulamaları eleştiriyor.
Girl, Interrupted (1999) – 1960’larda genç bir kadının psikiyatri kliniğindeki deneyimleri.
Sonuç: Psikoterapi Tarihi
Psikoterapi tarihi, cadı avlarından zincirli hastalara, oradan terapi koltuklarına uzanan bu tarih bize şunu gösteriyor: Ruh sağlığı sorunları her zaman vardı. Fark şu ki, geçmişte “anlaşılmadıkları” için acı çektiler. Bugün ise bilim ve psikoloji sayesinde bu acılar anlam kazandı ve iyileşme mümkün hale geldi.


Yorumlar