Kaygı Anında ve Sonrasında Neler Yapılabilir? Bilimsel Öneriler
- Mina Buse Uzun
- 4 Eyl
- 6 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 11 Eyl
Kaygı (anksiyete) hissettiğiniz anlarda kalbiniz hızla çarpıyor, nefesiniz daralıyormuş gibi geliyor ve sanki bu bunaltıcı his hiç bitmeyecekmiş gibi görünebilir. Öncelikle şunu bilin: yalnız değilsiniz ve bu his sonsuza kadar sürmez. Kaygı, vücudumuzun strese verdiği doğal bir tepkidir; bazen faydalı olsa da aşırı düzeyde olduğunda günlük yaşamı zorlaştırabilir. Özellikle yoğun kaygı anlarında ortaya çıkan panik atak ise bedenimizin “savaş veya kaç” alarmının aşırı çalıştığı durumlardır. Panik atak sırasında belirtiler genellikle birkaç dakika içinde zirve yapar ve çoğu zaman 10-20 dakika, en fazla yarım saat içinde kendiliğinden azalır. Yani panik ataklar veya yoğun kaygı dalgaları sonsuz değildir – bunu bilmek bile rahatlatıcı. Şimdi, kaygı anında kendinizi sakinleştirmek ve sonrasında kaygıyla başa çıkmak için bilimsel temelli bazı önerilere göz atalım.
Kaygı Anında Sizi Rahatlatacak Yöntemler
Kaygı yükseldiğinde vücudunuz alarm durumuna geçer, ancak bu alarmı yatıştırmanın yolları vardır. Aşağıda, kaygı anında uygulanabilecek bazı pratik ve bilim destekli teknikleri bulacaksınız:
Derin nefes egzersizleri: Kaygı anında ilk yapabileceğiniz şeylerden biri, kontrollü ve derin nefes alıp vermektir. Yavaşça burnunuzdan derin nefes alın ve sonra ağzınızdan yavaşça verin. Bu şekilde birkaç dakika devam edin. Derin nefes almak vücudunuza daha fazla oksijen girişi sağlar ve sinir sisteminizi sakinleştirir. Bilimsel araştırmalar, düzenli nefes egzersizlerinin zihnin dinlenmesine yardımcı olarak stres ve kaygıyı hafiflettiğini göstermiştir. ani “derin bir nefes almak” klişe gibi duyulsa da gerçekten etkilidir.
Mindfulness (anda kalma) ve odaklanma: Panik veya yoğun kaygı anında zihin genellikle felaket senaryolarıyla dolar ve dikkatinizi şu andan koparır. Böyle durumlarda yapabileceğiniz en iyi şeylerden biri, dikkatinizi yeniden şu anagetirmektir. Etrafınıza bakın ve gördüğünüz beş şeyi sayın, duyabildiğiniz seslere odaklanın veya dokunduğunuz bir nesnenin dokusunu hissetmeye çalışın. Bu tür basit mindfulness teknikleri, zihninizi endişe veren düşüncelerden uzaklaştırıp şu anki gerçekliğe kökler. “Anda kalmak”, yargılamadan nefesinize veya çevrenize odaklanmak anlamına gelir. Araştırmalar mindfulness meditasyonunun anksiyete düzeyini azaltabildiğini gösteriyor ve bazı durumlarda ilaç kadar etkili olabileceğini bulmuştur. . Günlük pratik yapmasanız bile, kaygı anında birkaç dakikalık bilinçli farkındalık egzersizi (örneğin bir nesneyi tüm detaylarıyla incelemek veya nefesinize odaklanmak) endişe dalgasının durulmasına yardımcı olabilir.
Olumlu telkin ve gerçekçi düşünme: Yoğun kaygı anlarında zihin “ya kötü bir şey olursa” tarzı olumsuz düşüncelerle dolabilir. Bu durumda kendi kendinize telkinde bulunarak düşüncelerinizi yeniden çerçeveleyin. Örneğin, “Şu an yaşadığım kaygı çok güçlü ama geçici bir durum” diye kendinize hatırlatın. Bu cümleyi yüksek sesle söylemek ya da içinden tekrar etmek, beynin panik döngüsünü kırmasına yardımcı olur. Unutmayın, vücudunuzdaki belirtiler ne kadar rahatsız edici olsa da zararlı değiller; panik ataklar fiziksel olarak tehlikeli değildir ve genellikle kısa sürede sonlanır. Bu gerçeği kendinize hatırlatmak, kontrolün sizde olduğu duygusunu pekiştirerek kaygıyı yatıştırabilir.
Soğuk su ile yüzü yıkamak veya buz uygulamak: Kaygı yoğunlaştığında bedeninizi fiziksel olarak da sakinleştirebilirsiniz. Yüzünüze soğuk su çarpmak ya da avuç içinizde bir buz parçası tutmak, vücudun “dalış refleksi” adı verilen doğal bir tepkisini devreye sokar. Bu soğuk uyaran, beyninizden vücudunuza giden vagus sinirini uyarır ve parasempatik sinir sistemini (vücudun sakinleşme mekanizması) harekete geçirir. Sonuç olarak kalp atış hızınız yavaşlar, kan basıncınız düşer ve bedeninize “tehlike geçti, rahatla” sinyali gönderilir. Kısacası, ani soğuk temaslar sinir sisteminizi yeniden dengeleyerek kaygının fizyolojik belirtilerini hafifletebilir. Bu yöntemi uygulamak için ellerinizi bileklere kadar soğuk suya tutabilir, yüzünüzü birkaç kez soğuk suyla yıkayabilir veya bir buz paketini kısa süre boynunuzun arkasına koyabilirsiniz. Birkaç dakika içinde vücudunuzun gerginliğinin azaldığını fark edebilirsiniz.
Kendinize izin verin ve duyguyu kabul edin: Kaygıyı bastırmaya çalışmak yerine, o an hissettiğiniz endişeyi kabul etmeye çalışın. “Şu an kaygılı hissediyorum ve bu geçecek” diye düşünün. Duygunuzu kabul etmek, onunla mücadele etmeyi bırakarak paradoksal olarak daha çabuk geçmesini sağlayabilir. Kaygının bir duygu olduğunu ve gelir geçer bir dalga gibi olduğunu unutmayın. Nasıl ki denizdeki dalga hep yüksek kalmaz, kaygı dalgası da bir noktada çekilecektir. Bu bakış açısıyla hislerinize yaklaşmak, onlardan korkmak yerine onları gözlemlemenize yardımcı olur.
Yukarıdaki teknikler, kaygı atağının en yoğun anlarında kontrolü yeniden ele almanıza yardımcı olabilir. Herkes farklı yöntemlerden fayda görebilir; bu yüzden sizin için en iyi gelen tekniği bulmak önemlidir. Kimi insana derin nefes işe yararken, kimine yüzünü yıkamak daha hızlı rahatlama sağlayabilir. Önemli olan, zor anlarda elinizde araçlar olduğunu bilmek ve kaygının yönetilebilir olduğunu hatırlamaktır.

Kaygıyı Azaltmak için Günlük Alışkanlıklar
Kaygı sadece kriz anlarında değil, genel olarak da yönetilebilir bir durumdur. Günlük yaşamınıza ekleyeceğiniz bazı alışkanlıklar, genel kaygı düzeyinizi düşürmeye ve sizi mental olarak güçlendirmeye yardımcı olur. İşte kaygıyla başa çıkmayı kolaylaştıracak bazı yaşam tarzı önerileri:
Rutin oluşturma: Belirsizlik, kaygıyı tetikleyen en önemli faktörlerden biridir. Günlük hayatınızda bir rutinoluşturmak, kontrol duygusunu artırarak belirsizliği azaltır. Mümkün olduğunca düzenli bir uyku saati, yemek saatleri ve çalışma/dinlenme planı belirleyin. Örneğin, her sabah benzer bir saatte uyanıp kısa bir yürüyüş yapmak veya akşamları bir rahatlama rutini (ılık bir duş, kitap okuma gibi) oluşturmak zihninize düzen mesajı verir. Rutinler, kaotik hissettiğiniz zamanlarda sığınabileceğiniz bir yapı sunar ve böylece kaygı düzeyini düşürebilir.
Fiziksel aktivite (hareket edin): Vücudunuzu hareket ettirmek sadece fiziksel sağlığınız için değil, zihinsel sağlığınız için de mucizeler yaratır. Düzenli egzersiz, vücutta biriken stres hormonlarını azaltır ve “iyi hissettiren” endorfin gibi kimyasalların salınımını artırır. Örneğin tempolu yürüyüş, koşu, bisiklet sürme, dans etme veya yoga gibi sevdiğiniz herhangi bir hareket türünü haftada birkaç kez yapmaya çalışın. Araştırmalar, haftanın çoğu gününde sadece 30 dakikalık bir egzersizin bile kaygı düzeylerini belirgin biçimde azaltabildiğini ortaya koymaktadır. Egzersiz, adrenalin ve kortizol gibi stres hormonlarını düşürerek bedeninizi sakinleştirir. Ayrıca dikkatiniz egzersize odaklandığı için zihninizi endişelerden uzaklaştırma fırsatı da bulursunuz. Kendinizi çok gergin hissettiğinizde kısa bir yürüyüşe çıkmak bile zihninizi dağıtıp rahatlatabilir.
Sevdiğiniz aktivitelere ve hobilere zaman ayırma: Yoğun yaşam temposunda kendimize keyif aldığımız aktiviteler için zaman ayırmak bazen lüks gibi görünür, ancak aslında bu tür uğraşlar psikolojik iyi oluşunuzu destekleyen ihtiyaçlardır. Hoşlandığınız bir hobiyle uğraşmak veya küçük de olsa günlük zevkler yaratmak (sevdiğiniz bir diziyi izlemek, resim yapmak, müzik dinlemek, bahçeyle uğraşmak, kahve eşliğinde sakin bir mola vermek gibi) stres düzeyinizi düşürür. Araştırmalar, yaratıcı veya keyif verici aktivitelerin vücuttaki stres hormonu kortizol seviyesini düşürdüğünü gösteriyor. Örneğin, resim çizmek, müzik aleti çalmak ya da bahçe işleriyle uğraşmak zihninizi meşgul ederek günlük kaygılardan uzaklaşmanızı sağlar. Benzer şekilde sevdiğiniz bir kitabı okumak, film izlemek veya hobilerinize vakit ayırmak, beynin “tehdit” modundan çıkıp “rahatlama” moduna geçmesine yardımcı olur. Sosyal aktiviteler de çok önemlidir: sevdiklerinizle vakit geçirmek, dertlerinizi paylaşmak, birlikte gülmek hem anlık kaygıyı hafifletir hem de genel olarak kaygıyla baş etme kapasitenizi artırır.
Dengeli yaşam tarzı: Vücudumuza iyi baktığımızda zihin sağlığımız da olumlu etkilenir. Düzenli ve kaliteli uyku, sağlıklı beslenme ve kafein gibi uyarıcıları ölçülü tüketme konularında dikkatli olun. Uykusuzluk ve kan şekerindeki dalgalanmalar anksiyeteyi tetikleyebileceğinden, geceleri yeterince uyumaya (genelde 7-8 saat) ve gün boyu dengeli beslenmeye özen gösterin. Özellikle kafein bazı kişilerde çarpıntı ve kaygı hissini artırabilir; kahve/çay tüketiminizi kendinizi gözlemleyerek ayarlayın. Su içmek, bitki çaylarıyla sakinleşmek, çok aç veya çok tok kalmamak da bedeninizi dengede tutarak duygusal durumunuzu istikrarlı kılar. Unutmayın, sağlam bir beden, kaygıyla mücadelede en iyi destekçilerden biridir.
Ne Zaman Profesyonel Destek Almalı?
Zaman zaman hepimiz kaygı yaşarız, bu son derece normaldir. Ancak kaygı yaşam kalitenizi düşürmeye başladıysaveya kendi kendinize uyguladığınız yöntemler yeterli gelmiyorsa, bir profesyonelden yardım almayı düşünmenin zamanı gelmiş olabilir. Özellikle:
Kaygınız çok sık ve şiddetli hale geldiyse: Neredeyse her gün yoğun endişe duymanıza, sık sık panik atak geçirmenize veya uyku düzeninizin bozulmasına neden oluyorsa uzman yardımı şarttır. Örneğin, küçük tetikleyiciler bile panik atağı başlatıyorsa ya da kaygı yüzünden işinize, okulunuza veya sosyal hayatınıza odaklanmakta zorlanıyorsanız bir uzmana başvurmakta tereddüt etmeyin.
Kaygıyla baş etmekte zorlanıyorsanız: Yukarıda bahsedilen teknikleri denediğiniz halde hala günlük hayatınız kaygı nedeniyle ciddi şekilde etkileniyorsa, profesyonel destek devreye girebilir. Bir psikolog ya da psikiyatrist, size kaygıyla baş etme konusunda daha özel stratejiler öğretebilir. Örneğin bilişsel davranışçı terapi gibi yöntemlerle kaygınızı tetikleyen düşünce kalıplarını değiştirmeyi öğrenebilirsiniz. Gerekirse psikiyatrist uygun görürse kısa ya da uzun vadeli ilaç tedavisi de önerebilir.
Kaygınız depresyon, madde kullanımı gibi diğer sorunlara yol açmaya başladıysa: Kaygıyla baş edemediğiniz için kendinizi sürekli çaresiz, umutsuz hissediyor veya rahatlamak için alkol/ilaç gibi sağlıksız yollara başvuruyorsanız, bu bir yardım çağrısıdır. Uzmanlar, bu kısır döngüyü kırmanız ve sağlıklı baş etme mekanizmaları geliştirmeniz için sizinle birlikte çalışabilir.

Şunu unutmamak gerekiyor: Kaygı bozuklukları tedavi edilebilir sorunlardır. Bir uzmana başvurmak, “zayıflık” ya da “yenilgi” değildir; aksine, kendi iyiliğiniz için attığınız cesur bir adımdır. Terapi ve/veya ilaç tedavileri sayesinde danışanların büyük çoğunluğu belirgin şekilde iyileşme gösterir. Profesyonel destekle, kaygınızın altında yatan nedenleri keşfedebilir, tetikleyicilerinizi daha iyi anlayabilir ve size özel başa çıkma yöntemleri öğrenebilirsiniz. Gerekirse uzmanınız sizi bir destek grubuna yönlendirebilir veya yaşam tarzınızda yapabileceğiniz değişiklikler konusunda rehberlik edebilir.
Empati ve Umut: Kaygı yaşadığınız için kendinizi asla suçlamayın. Bu, sizin seçtiğiniz bir durum değil ve utanılacak bir şey de değil. Nasıl ki vücudumuz hastalandığında doktora gidiyorsak, zihinsel olarak zorlandığımızda da destek almak en doğal hakkımız. Unutmayın, yardım istemek güçsüzlük değil, kendine değer vermektir.
Sonuç olarak, kaygı anında uygulanabilecek nefes egzersizi, mindfulness, soğuk su terapisi gibi tekniklerle o anı atlatmak mümkünken; uzun vadede rutinlerinize dikkat etmek, hareket etmek ve sevdiğiniz şeylere zaman ayırmak kaygıyı genel olarak azaltmaya yardımcı olacaktır. Yine de zaman zaman hepimiz profesyonel desteğe ihtiyaç duyabiliriz. Önemli olan, bu süreçte kendinize karşı nazik, sabırlı ve anlayışlı olmanızdır. Kaygı dolu anlar gelip geçicidir ve doğru yöntemlerle yönetilebilir.
Derin bir nefes alın, kendinize inanın ve gerekirse destek almaktan çekinmeyin. Unutmayın, bu yolda yalnız değilsiniz ve iyi olmanız mümkün!
Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Buradaki bilgiler, herhangi bir şekilde kişisel tedavi veya tanı önerisi değildir. Online ya da yüz yüze terapi süreci, kişinin bireysel ihtiyaçları ve değerlendirmeleri doğrultusunda şekillenir. Acil psikiyatrik destek gerektiren durumlarda (intihar düşünceleri, kendine veya başkasına zarar verme riski gibi) lütfen en yakın sağlık kuruluşuna başvurun veya acil yardım hattını arayın.



Yorumlar